Önde bayrak arabası, arkada bir yarım otobüs daha geride birkaç araba kornalar çalarak köye girdi. Köylüler düğün alayını karşılamak için meydanda toplanmışlardı. Arabalardan üçer beşer indi erkekler. Kadınlar ve çocuklar yarım otobüsteydiler. Kalabalığın otobüsten inmesi epey zaman aldı. Köylüler gelenlerle tokalaşıyor, bazılarının birbirine sarılmasına bakılırsa ahbaplıklarının eski olduğu anlaşılıyordu. Davul zurna çalmaya başladı, meydanı bir hengame kapladı. Önde davul zurna arkada yüzü gülen kalabalık gelin evine kadar yürüdü. Adet üzere her bir köylü kolundan tuttuğu birkaç kişiyi evine misafir etti. Her evde yemekler önceden hazırlanmış, mis gibi koyun eti, tavuk eti kokusu köyü sarmıştı. Bir süre sonra yemekler yenmiş misafir kadınlar evsahibi kadınlarla gelin evine doğru yollanmışlardı. Erkekler ise ikinci, üçüncü duble rakılarını kafalarına dikiyor, kızarmış etleri keyifle midelerine indiriyordu. Gelin evinin kapısında halaylar çekiliyor, çocuklar sağa sola atlaya zıplaya koşuşuyordu. İçerde de gelinin ve damadın babası ve ailelerin ileri gelenleri birkaç da meraklı misafir oturmuş hoca nikahını kıymak için hazırlıklar yapıyordu. Hazırlıklar tamamlanınca büyüklerden birisi seslendi:
-Hoca nerede gelsin de şu nikahı kıysın artık diye seslendi.
Kapıya yakın gençlerden biri aceleyle dışarı fırladı. Bir ara sokaktan geçip kapının birini vurdu, içeri doğru başını uzatıp:
-Hoca seni çağırıyorlar gelin evinde.
Beş dakika sonra delikanlı hocayla beraber gelin evine gelmişlerdi. Hoca geldi, hoca geldi, açılın sesleri arasında hoca odaya girdi. Hocanın yüzüne ve yürümesine bakılırsa heralde bir küçük rakıyı devirmişti. Hoca şaşkın gözlerle içeridekilere baktı, bir o yana bir bu yana yalpalayarak sonunda odanın köşesindeki mindere attı kendini. Hocayı gören damat tarafının yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi. Kimisi kendini gülmemek için sıkarken hışk pışk sesleri duyulmaya başlandı. Gelin tarafı beyleri ise hoca nikahını kıyacak hocanın sarhoş halinden biraz şaşkındı. Damadın akrabalarından birisi hemen atıldı:
-Hocam nikahı kıymanı bekliyoruz. Biraz çabuk ol da gidip halaya katılalım.
Hoca ne olduğunu hala analamamış şaşkın bir yüzle delikanlya bakarken, eli sağda solda rakı bardağını arar gibi dolanıyordu. Birkaç zorlama sonra hoca nikahı kıymaya başladı.
-Gelinin babası kızını gönül rızasıyla veriyormusun?
Baba daha önceden pek çok kez hoca nikahında bulunmuştu. Bir sarhoş hocanın damdan düşer gibi nikah kıyması yaşlı adamı epeyce şaşırtmıştı. Ne diyeceğini bilmeden öylece hocanın yüzüne bakarken sağından solundan dürtmeler babayı kendine getirdi.
-Ver... ver... veriyorum diye kekeledi.
Halının üstünde gezinen hocanın eline bakılırsa hala rakı bardağını arıyordu.
-Damadın babası bu gelini gönül rızasıyla oğluna alıyormusun?
Damadın babası bekletmeden eveti kondurdu.
-Alan razı, veren razı. Bize de birşey demek düşmez. Nikahınız hayırlı olsun.
Hoca nikahı çok çabuk bitmişti. Hoca bu odada boşa geçen zamana sinirlenmiş gibi kızgın bir suratla birşeyler söylenerek odadan çıktı ve rakı masasına geri döndü.
İşin aslı sonradan anlaşıldı. Düğüne nikahı kıyacak bir hoca getirilmesi unutulmuştu. Kasabaya gidip bir hoca getirilmesi en az üç dört saat sürerdi. Odadan fırlayıp hocayı çağırmaya giden muzip delikanlı durumu bildiğinden gitmiş kendisine hoca dedikleri damadın akrabalarından olan ilkoukul öğretmenini getirmişti. Hoca da mecburen anlamadığı bir dini nikahı kıymak zorunda kalmıştı.
Bundan sonra hocanın köyünde yapılan her düğünde nikah kıyma işi hocanın sırtında kalmıştı. Hocayı yalpalayarak küfrederek nikah odasına girerken ve üçbeş dakika sonra tekrar çıkarken gören köylüler arkasından kıs kıs gülüyorlardı.
18 Kasım 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Sayın Hocam,
YanıtlaSilŞiirlerden sonra sabırla Öykülerinizide bekleyeceğim.Şiir ve Öykü kardeştir,çok çocuklu bir aile olmanız istemiyle......
Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Yılmaz TURPCU